Gözyaşlarındaki Aidiyet
Bu yazı dizisinde bahsi edilen her konu ve kişiler tamamen gerçektir.
Paylaş

Voice Kıbrıs Haber
Bu yazı dizisinde bahsi edilen her konu ve kişiler tamamen gerçektir. Olaylar, Baf’ın Ayyanni (Aydın) köyünde gerçekleşti. Ayyanni (Aydın), Baf'ın en büyük Türk köyü olup, tamamen Türk nüfustan oluşuyordu.
Ağustos ayının on beşiydi. Tabi ki 1974. İkindi üzeri evimizin yakınında keçileri otlatıyordum. Hafızam beni yanıltmıyorsa, saat altı sularıydı. Kulaklarımı delercesine patlayan silah sesleriyle irkildim. Apar topar keçileri toplamaya çalışırken, anam endişeyle koştu yanıma. Birlikte keçileri toparlayıp ağıla kapatmaya koyulmuştuk ki, ikimiz arasından geçen bir mermi, duvarda patladı. Panik içerisinde keçileri kapatıp, eve koştuk. Silah sesleri çoğalmıştı. Korku ve endişe içerisinde birbirimize sarılarak, karanlık bir odaya kapandık. “ Zaten köyde elektrik yoktu ki”. Üç kişiydik. Annem, ben ve abim. Babam mı? Alarm nedeniyle, mevzideydi. "Sabah ola hayrola" demişti anam...
Sabahleyin, bir akrabamızın, (Necat Bey’in) evine sığındık. Devam eden silah seslerini duymamak için, yatakların altında yarım okka olmuştuk. Bir ara abim ortalardan kaybolmuştu. Endişeyle beklemeye koyulduk.
Öğleye yakın geri geldi. Yüzündeki ifadeyi anımsıyorum da, 15 yaşındaki bir çocuk alışık değildi gördüğü manzaralara.
Nefes nefese gelmişti eve. “Halil Bey'in Savaş’ı vurdular… Hem, Halil Hociyu da gözünden vuruldu. Onu alıp getirdik Vuni’den Muammer dayıyla” dedi.
43 yıl sonra soruyorum abime nasıl oldu ve ne hissetti diye.
“Necat Bey’in evindeyken biri geldi ve bu kurşunları Vuni’ye götür de gel dedi. Kim olduğunu hatırlamam. Vuni’ye gittiğimde, Savaş Bey'in vurulduğunu duydum. Tam o sırada Halil Hociyu da gözünden vurulmuştu. Muammer Dayı ile alıp köye getirdik. Gözünden kanlar akıyordu. Her yeri kan içindeydi. İşte savaş ve yaşadıklarımız... Daha fazlasını hatırlamak istemem” diyor.
Korku, endişe, panik ve merak içerisindeydik. Tabi ki babamıza ne oldu acaba, merakı da vardı.
Korkudan yarım okka olmuş bedenlerimizdeki kulaklarımız kiriş, kurşun seslerindeydi.
Sonuç mu?
16 Ağustos öğleden sonra, köyümüz düştü… Herkes, darmadağın. Kimileri dereye kaçıp, mağaralarda saklanmıştı.
Köyde kalanlar. Salih Hoca'nın evinde toplanmıştı.
Ardından da, silahlar eşliğinde ilkokula götürüldük.
Aradan, 43 yıl geçmesine rağmen, anam, ben ve abimi anımsıyorum yine. Abim dolaşıyor ve okul çeşmesinden ihtiyacı olanlara su doldurup veriyor şişelerde.
Gözlemlerimde, bir ara Zeki Hoca’yı alıp götürdükleri vardır. Aradan yarım saat geçti sanırım. Etrafı izliyorum oturduğum yerden.
Tam karşımda, Havva teyzemin evi. Çiçeklerle donatılmış çevresi, cennet bahçesi gibiydi.
[caption id="attachment_45808" align="alignnone" width="1000"]
Zeki Salih (Hoca)[/caption]
Cennet Bahçesi'nde üç kurşun…
"Aman Allah’ım! Zeki Hoca’nın başına çuval geçirdiler."
Ardından,
Drang, drang, drang!
Beynimden vurulmuşa döndüm, Zeki Hoca’nın bedeni, yere yıkılırken.
Henüz bu şoku atlatamadan, Hüseyin Mulla Bilal, Osman Ahmet ve Elmas Salih’i de vurduklarına dair haberler yayılmaya başladı. Toplam 5 şehit vermiştik. Tüm şehitlerimizi, ve hayatta olmayan gazilerimizi, saygı ve rahmetle anıyorum.
Akşamüzeri, serbest bırakıldık. Herkes evine dağıldı. Eve vardığımızda, ben bir şooook daha!
En değerli hazinelerim, yerlerinde yoktular…
Birincisi, babam yoktu. İkincisi ise, ikbalden kazandığım fotoğraf makinelerim. Ganimetlenmiştiler.
Babam eve 3-4 gün sonra dönmüştü. Ama fotoğraf makinelerim maalesef!
Bu yüzden, kısa süre öncesine kadar fotoğraf makinesi satın almamıştım.
Köye, Barış Gücü askerleri yerleşti. Artık her şey daha kontrollüydü.
Henüz 12 yaşımdayım.
Okulların açılma zamanı gelmiş, ama ortada gidecek okul yok. Bu arada duyuyoruz ki, dağlardan birçok insan gizlice kuzeye geçiyor. O sıralar Bayrak Radyosunun, Mesaj Saati diye bir program vardı. Program başladığı saat, köydeki herkes radyosunun sesini sonuna kadar açardı. Çünkü, dağlardan kuzeye geçenler, şifreli bir şekilde mesaj yayınlarlardı geride bıraktıklarına. Bir de Barış Gücü kanalıyla gelen yazılı mesajlar vardı.
Bir ikindi üzeriydi, babam telaşlı bir şekilde eve geldi. “Çocuklar acele hazırlanın. Nazım Hoca birileriyle dağlardan kuzeye gidecek. Konuştum ve sizi de götürecek” dedi.
[caption id="attachment_45811" align="alignnone" width="169"]
Nazım Hoca[/caption]
Heyecanla, sanki bayram yerine gidercesine, bayramlık ayakkabı ve elbiselerimi giydim . Tabi ki abim de. İhtiyacımız olur düşüncesiyle babam, 5 er Kıbrıs Lirası verdi yanımıza. Köyün hemen dışındaki bir noktada (Mersinukya) buluştuk, aynı kaderi paylaşacaklarımızla.
14 Kişiydik
Tarih 24 Ekim 1974. 14 Kişiydik ( çocukları da bütünden sayarsak tabi)
Rehberimiz; Nazım Hoca.
Kafile üyeleri; Öztürk Salih, Durmuş Faik, Muzaffer Hoca, Özgün Postacı, Celil Doğu, Özbay Ali (16) , Halil Mehmet (15), Kemal Osman (15), Tüner Hüseyin (15), Salih Fuat (14), Doğay Kemal (13), Ahmet Emin Fuat (12), Cemal Hüseyin- ben (12)
Dağlardan yola çıkıp kuzeye geçecek olan 3. gruptuk.
Birinci bölümün sonu...
Cemal Dermuş
Benzer haberler
Featured
Yapay zekada soğuk savaş: ABD, Anthropic’e yabancı engeli getirdi
Lefkoşa'da yarın birçok bölgeye 2 saat elektrik verilemeyecek
Patlayan roket için kritik karar
Sevgi Atailer için acil kan aranıyor!
İran "Mutabakat yarın olmasa da önümüzdeki günlerde olabilir"
Elebaşı İtalya'da bulunan suç örgütüne operasyonda 33 zanlı tutuklandı
Gönyeli Darts Lions Kulübü, KTOÖD üyelerinin de kullanabileceği aktivite odası kurdu
KAÜ, Güzel Sanatlar Fakültesi, Görsel İletişim Tasarımı Bölümü öğrencilerinden sergi
KKTC, Bakü'de "KKTC Kültür Günü" etkinliğiyle tanıtılıyor


